Werner Herzog on Chickens from Tom Streithorst on Vimeo.
Bunu Bon Appetit dergisinde gördüm. Ünlü direktör Werner Herzog, tavukların ne kadar aptal yaratıklar olduğu ile ilgili gayet ciddi bir açıklama yapmış, eğer hala yemiyorsanız diye…
Werner Herzog on Chickens from Tom Streithorst on Vimeo.
Bunu Bon Appetit dergisinde gördüm. Ünlü direktör Werner Herzog, tavukların ne kadar aptal yaratıklar olduğu ile ilgili gayet ciddi bir açıklama yapmış, eğer hala yemiyorsanız diye…
This gallery contains 1 photo.
mutfakta bir iki hal dışında panik olmam doğrusu. bu panik halinin gerçekleşmesine de izin vermem zaten. ancak… ancak… top karabiber bitmiş. pembe biber, yeşil biber, beyaz biber var, kara biber yok. olacak iş değil! her yerden de biber alınamayacağı ve büyük mağazalar raflarını içinde ne olduğunu bilmediğimiz, menşei üzerinde yazmayan garip baharat markaları ile dolu! durum böyle olunca… dedim ya zor diye. kadıköy’de baharat aldığım bir dükkan var, ya oraya yollanayacağım, ya da ne bilemiyorum. ya da antep’e telefon edeceğim…
This gallery contains 1 photo.
soğuk gün olunca, benimki hafiften gribimsi bir hal alınca ben de tavuk suyu ve bol sarımsaklı çorba yapmakta çare buldum. çorba muhteşem oldu ama, e arttı tabii tavuk suyu. evde bir avuç sarı çeltik pirinci, bir avuç firik kalmış. ikisinden, karışık bir pilav yaptım artan tavuk suyuna. ama bir lokma buzluktaki tavuk yağından da ekledim, bir lokma da tereyağı. pilav demlenince de haşlanmış tavukları da büyük parçalar halinde didikleyip tepesine… üzerine ince kıyılmış taze soğan ve maydanoz attım bir avuç, servis ederken. tavuk suyundaki top biberler arada ağzımızda patladı, güzel bir acı kapladı damağımızı. yanında antep biberi turşusu , bir iki parça kalem kadar ince acur, iki koruk, üç sarımsak derken şahane bir akşam yemeği oldu…
This gallery contains 1 photo.
sarımsak. fırına tepsi girer girmez ilk koku sarımsak oldu, dışarı sızan. karnıbahar, brokoli üzerine bol sızma zeytinyağı, deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber, file sarımsak… yağlı kağıdın üzerinde pişiyorlar şu an. çok değil, biraz kıtır çıtır olana kadar pişireceğim. biraz uçları yansın diye bekleyerek. basit. işte size akşam yemeği. mis.
çırpılmış yumurta, Espen Eriksen Trio, uçuşan karlar, gittikçe beyazlaşan gökyüzü ile çepeçevre bir sabah geçirdim.kovayla kahvenin sonuna geldim. ilk posta bitti. ikinci kovaya geçtim.
takıntılı bir insanım ben. konserde kimse konuşmayacak. yanımdaki hele hiç konuşmayacak. şapırşupur öpüşmeyecek, hele de nils petter molvaer solo trompet çalarken. git başka yerde öpüş, sessiz öpüş, gözgöze dizdize dur banane ama yeter ki ses yapma. sus. sessiz ol. diğer yanımda duran bu da sana, rica edip sessiz ol deyince bana düşman gibi bakma!!! müziğin düşmanı sensin, müzisyene saygısızlık eden de. sus. saygılı ol. ailenden görmedin madem benden öğren. fısıltı ile konuşunca sessiz olmuyorsunuz hem, çünkü bağırıyorsunuz. konuşmayın, arayı bekleyin, bekleyemiyorsanız dışarı çıkın. yeter ki susun. herkes sussun, sahnedekilerin dışında herkes. bardakiler de. susun!!!
kara doğru bir yolculuktu sabah benimki. oh dedirten… kar özlemim var, istanbul’da gideremediğim. bembeyaz yol, sağdaki çam soldaki kayın bembeyaz, sonunda kar, heryerde.