Deniz ile sohbetteyiz...

Devamlı besliyor beni, onu tat, bunu ye... Israr etmenin bir alemi yok zira kaybetmeye mahkum bir tartışma olurdu.
Çiftehavuzlar'da kırmızı tenteli ve kocaman bir bahçedeki gene kocaman bir apartmanın alt katı Klemantin.
İlk girdiğinizde kurabiyelerin vitrini ve duvarda ise denetim laboratuvar sertifikaları, diplomalar, manifesto, güzel bir pervane tavandan, güler yüzler karşılıyor.
Hatta girmeden önünde yürürken de gördüğünüz bir mekan, huzurlu bir ortam. Benim için ise arada evden kaçıp girişteki o kocaman yuvarlak masada çalışmaya geldiğim mis kokulu yer!
Mutfaktan sesler geliyor devamlı sable var mı orda, yeni aldığımız kayısılar nerede, burayı da temizledin mi...
Arada gülüşmeler duyuluyor. Asla lakayıt değil ama zevkle çalışılan bir ortam izlenimde.
Müşterilerin hepsine adıyla hitap ediliyor ve yeni müşterilerin de adı öğreniliyor hemen.
Siparişler geliyor, telefonlar çalıyor, devamlı bir yoğunluk.
Arada bana iki laf atmak için yanıma geliyor, kıkırdıyoruz ama hemen geri dönüyor.
Satışla bitirmiyor işi birçoklarının tersine, pastalarını yolladıktan sonra arıyor, soruyor, hem hatır hem memnuniyet...
Aldığım hiçbiryer aramadı, düşününce ne kadar büyük bir eksik aslında...
Kalıp sesleri geliyor içeriden.
Deniz bir tart kalıbına, tart hamuru sermekle meşgul, dantel gibi...
Kocaman camların arkasından -açık mutfak olduğu için seyretmesi ayrı zevk- seyrediyorum, merakla bekliyorum acaba ne koyacak içine bu tartın diye?
Seyretmek keyif veriyor, işini kendine adayarak yapan insanları! Çalışırken bir garip hale bürünüyorlar. Yürüyor mu süzülüyor mu anlamıyorum...
Mutfaktaki keyfi size geçiyor.
Müzik sesleri geliyor biryerlerden...
Bir yer açacak olsam- çevremdekilerin seslerini dinleyip- heralde buradaki gibi huzurlu bir ortam olurdu.
Taze açılmış hamur koktu...
Biraz sonra kahveli kurabiye kokacak..
Ben de biscotti yiyorum.
Bir müşteri geliyor, gidiyor, rüzgar var dışarıda, ama içerisi çok güzel. Sakin. Huzurlu.

2009 temmuz