antalya

Kısa bir izlenim…
Tevfik Usta’nın böreği, Zamora’nın yanık dondurması, Topçu’nun ve Şişçi Ramazan ‘ın köfteleri, bunlar ayrı başlıkta, Istanbul Food’ da.

Gelelim şehire…
Kaleiçi çok güzel restore edilmiş konaklarla dolu. Begonviller sallanıyor duvarlardan aşağı yer yer, aralarda kalmış avlularda ise bazı bazı limon, portakal, turunç ağaçları. Huzurlu ve zevkle döşenmiş bir otel evsahipliği yapıyor bize bu kısacık tatilde, dantel perdelerinden yüzümüze yansıyan güneş ile uyanıyoruz, güzel bir güne başlamak için yeterli bir neden bence.

Deja Vu Butik Otel ‘in sahipleri ne kadar neşeli ve delidolularsa, otel o kadar sakin, tam bir bütünlük oluşturuyor bu durum.

Kale içinde dolaşıyoruz, aşağı taraflardaki dükkanlar tıpatıp aynı, turistik, aynı beğenilere hizmet etmek için oradalar. Kıyafet, deri, aynı şeyleri satan hediyelik eşya, saatçiler, gözlükçüler, parfümcüler, bir de hediyelik eşya olarak deriden yapılmış tesettürlü kadın figürleri… Aman bir de elma çayı. Çok mühim, milli içeceğimiz sanki!

Şehir içinde ise aynı sorunlar var gene. Gene dışarıdan göç var. Antalyalılar gene dertli. Kalabalık. Kalmadı ki Antalyalı diyorlar. Çarşı içindeki Kesim Kahve’deki dibek kahvesi döğülürken, Hacı Abi anlatıyor, eliyle göstererek, burası mezarlıktı, şimdi çarşı oldu, otogarın orası hep bizimdi, şimdi görüyorsunuz ne halde diye. Eliyle alıp bizi demirciler çarşısına götürüyor, yıkılan demirciler çarşısına da ayrı üzülüyoruz dinleyince. Bazen modernlik, hele de plansız programsız yapılıyorsa, katkıdan çok alıp götürüyor iyi olandan. Etraftaki turunç ağaçları kalabalığı yumuşatıyor sanki, bir sakinlik de var gibi…

Dönerciler Çarşısı denilen yer turist avlamaya çalışan yemek çarşısı niteliğinde, elinde menü bekleyenlerin arasından yürüken, görüntü maalesef içaçıcılıktan pek uzak bir hal alıyor. Basbayağı pis burası. Her dükkan herşeyi satıyor zaten. Döner, kokoreç, midye, çorba, kumpir, pide… Üzülüyorum bunu görünce. Nerede kaldı bizim mis gibi lokantalarımız.
Bunu demişim gibi Topçu’dan içeri girince hem içim rahatlıyor, yiyeceğim güzel yemeğin hayaliyle hem de ruhum sakinleşiyor. Et döner, kalın dilimler halinde açılmış, inceltilmemesi on daha sulu ve lezzetli yapmış, usta ile sohbet ederken 30 yıldır bunu yapıyorum bir tek sen anladın bu etin değerini diyor, gözlerinin içi gülerek, belli ki mesleğini hakkıyla yapıyor. Şiş köfte kuzudan, ağızda dağılıyor.
Karnımız tok, keyfimiz yerinde uçak saati yaklaşınca atlıyoruz bir taksiye, evden o kadar uzak olunca bir özlemle hemencecik gitmek istiyoruz. Ama hava soğuyunca gene geleceğiz diyerek, sakinken, serinken, gene yemek yemeğe, kafa dinlemeye…

One thought on “antalya

  1. Pingback: dönüş | yiyecek ve içecek

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *